Türk Gemi Adamı Ehliyetleri ve denkliği

Türk gemi adamları ehliyetlerinin ülkeler arası denkliği.

Yıllar önce Kaptan olarak  görev yaptığımız  yabancı bandıralı yatlarda çalışırken, şahit olduğumuz en önemli aksaklıklardan biri de, ehliyetlerimiz in bazı ülkeler tarafından tanınmaması idi. White listed countries ( beyaz listedeki ülkeler) adında bir dizi ülkeler Türkiye nin verdiği ehliyetleri tanımıyor ve denizcilerimizin çalışmalarına da izin vermiyorlardı.

Özellikle yat sektöründe gerek denizcilikteki emniyet standartlarının yüksek olması ve İngiliz bayraklı yatların hiçbir ülkede zorluk çıkarılmadan rahat seyir imkanlarına sahip olmaları, vergilerinin düşük olması  ve prestijleri yüzünden satış sırasındaki kolaylıkları nedeni ile yat sahipleri yatlarının İngiliz bandıralı olmasını seçiyor.

Yatlar MCA (marine coastguard  agency) adında bir klas kuruluşuna kayıt oluyorlar. bunun nedeni denizde üst düzey emniyet için her tür yatı sörvey den geçirdikten sonra sertifika veriyor olmaları.  şartlarda çok ağır gerekli ve pahalı ama sertifikayı alan yat elbette bir klas farkı sahibi oluyor bu farkta hem kiralama işi yapan kuruluşların aradığı hem de yatın satımında kolaylık ve güvenilirlik sağlıyor.

Tabii haklı olarak ta istedikleri personelin kendi standartlarına göre eğitilmiş olmasını bekliyorlar. Hatta  gemi adamına yeterliliği  veren kuruluşların MCA tarafından tanınmış olması ayrıca bir zorunluluk. tabii bu zorunluluk beraberinde tecrübeli personelinin eğitim ve beceri standartlarının daha üst düzeye taşınmasına sebep oluyor. Personelin hem denizde çalışma süresini ve yapılan mil ile belgelemeyi gerektiriyor hem de yeterliliklerin denizde çalışma süresine göre sıra ile yıllara yayarak tamamlanmasını sağlıyor. tabii  işaret edilen okullara giderek  kurs görmek şartı ile, Böylece sistem kendi içerisinde denizcisini ve kaptanını yetiştiriyor.

Bu sistem para ile elde edilen bir değer gibi görünmesine karşın kurs imtihan ve denizde çalışma süresi gerektiğinden denizciliği meslek olarak seçmiş gemi adamlarına gösterilen bir kolaylık olduğunu söylemeliyim. Aslında bu kurslara devam ederek ve çalıştıkları yatları okul kabul ederek yetişiyorlar ve layık oldukları itibar, maaş ve kariyere ulaşmaları da zor olmuyor.

İmtihanlara katılmak için belgeli okullara ödenen kurs parası oldukça yüksek. bu nedenle hem kendi standartlarında denizci, kaptan yada diğer görevlileri yetiştirdikleri gibi hem de kendi vatandaşına daha fazla iş imkanı sağlıyor ve aldıkları ehliyette buna değiyor.

Haklılar çünkü  bayrak sahibi olmakla kabotaj hakkını da ellerinde tutuyorlar, haklılar çünkü Türkiye beyaz listedeki ülkelerin arasında değil  tabiatı ile bizim MCA nın tanıdığı ülkeler listesinde olmadığımız sebebi ile ehliyetlerimiz bu ülke bayraklı yatlarda geçmiyor. işin garibi bizim ülkemizdeki yatların bile büyük bölümü ya İngiliz bandıralı yada İngilizlere ait olan adaların bandıraları dır. Bu nedenle her ülkenin kendi bandırasında çalışacak denizciyi kendi standartlarında istemesi gayet doğaldır.

Ancak bizim temel denizcilik eğitimi olarak bilinen STWC sertifikalarımızı tanımıyorlar sebebi ise  üzerinde bulunan 1978 konvansiyonuna göre hazırlanmıştır yazısı.  1995 konvansiyonuna göre hazırlanmıştır yazması gereken bu sertifika 1978 olunca  zaten sizi denizci olarak kabul etmiyorlar. sırf  bu sebepten bile  ehliyetleri ve sertifikaları kabul edilmeyen bu nedenle yat sahibine ve kaptanlara çıkarılan zorluklar gün geçtikçe fazlalaşmaktadır.

Denizcilik müsteşarlığımızın bu eksiğe dikkatini çekiyor ve gereğinin yapılması için  acil olarak bu yanlışı  gidermelerini rica ediyoruz.

Son yıllarda bu ehliyet için MCA nın şart koştuğu eğitim standartını  sağlayan  ve bu okulun Türkiye ayağını imar eden sevgili hocamız  Gökova yelken okulu (sailing  school)  un sahibi Cumhur Gökova ya teşekkür ediyor minnetlerimizi  sunuyoruz. Türkiye deki bu eksiği görerek Dünya gemi adamları  pazarında denizcilerimizin  hakkı olan yerde olmaları için gereken fırsatı sağlamıştır.

Sahip olduğumuz ehliyetin çok daha küçüğünü 200 grt, bilgilerimizin gözden geçirilmesi ve yenilenmesi sonucunda, kurs sonunda yapılan imtihanla aldığımız MCA  tarafından  tanınan bu yeni ehliyetle çalıştığımız yatlarda değerimizi bulduk ve çalıştık. bu ayrıcalıklı ehliyeti başarılı ve dil bilen yat kaptanlarımıza katiyetle tavsiye ediyoruz.

Ama biz yeniden tekrar ediyoruz ki  yat kaptanı olarak deneyimlerimizi 15 günde kazanmadık yıllardır denizde çalışıyoruz bu sektörde kendimiz okul olduk. her tür eziyetini çekerek ve her kademesinde çalışarak bu tecrübeyi edindik, ancak bulduğumuz iş fırsatlarını değerlendirmek isteyince sizin ehliyetinizi tanımıyoruz bu ehliyetler ile çalışamazsınız dediler.

Bunun anlamı biz sizi yeterince ehliyetli, tecrübeli ve yetenekli bulmuyoruz sizin ehliyet aldığınız okulların bir önemi yok demektir.

Denizcilik geleneği, geçmişi, literatürü ve akademisi, üniversitesi olan bir ülke için ne anlama geldiğini ben devletimizi yada denizciliğimizi yönetenlere bırakıyorum. bu ülkenin denizcileri nasıl olsa bir yolunu bulur hak edilen yerde olmak için. ama bu bir devlet politikası olur da, bu cesur ve deneyimli denizcilerin istihdamına faydası olursa bizde vesile olmanın  huzur keyfi ile ve vatana bu şekilde hizmet etmenin hazzını duyarız.

Biz bu uzun tecrübe yolculuğunda çok fazla zaman kaybettik doğruyu fark edene kadar ömrümüz bitti. umarım arkamızdan gelenler bizim tecrübelerimizden ve öğrendiklerinin gösterdiği yolu daha da ileri  götürerek denize ve vatana vefa borcunu böyle öderler.

Denizcilerimiz cesur, bilgili, dayanıklı, kanaatkar ve düşüncelerinin ardında denizcilikten başka meslek olmayan meslek yetenekleri, genetiklerinden gelen saygılı ve atak iyi denizcilerdir. Buna rağmen ellerindeki ehliyetlerin tanınmaması  nedeni ile dünya denizlerine açılamıyor iş fırsatlarını değerlendiremiyor ve işsiz aylak, denizci olduğunu söylemeğe imtina eden, işsizler olarak kahve köşelerinde zaman geçiriyorlar.

Halbuki Avrupalı denizcilerin çok azı denizi meslek olarak görüyor, ve bu mesleği dünyayı gezerken para kazanmak için dünyayı ve hayatı tanıyıp öğrenmek için yapıyorlar. Denizde olduğu sürede en lüks yatlarda çalışıyor  hem gezip hem de görgü ve bilgisini artırıyor ve kısa zaman içinde büyük paralar kazanarak biriktirdikleri ile karaya dönüyorlar.

Denizciliği meslek olarak istiyorlarsa kurslara gidecek ve yolculuk yapacak imkanları her zaman olduğu için mesleğinde ilerlemesi için hiçbir engel bulunmuyor. zaten dil sorunu olmadığı için her zaman avantajlı olduğundan ve ehliyetleri her ülkede tanındığından dünyanın her yerinde iş bulma şansları bulunuyor.

Türk denizcilerinin kaderi, sanki sadece kendi ülkelerinde gemici olmaktan öteye gitmeyen geleceği sınırlı forsa olmaya benziyor. Çalışma imkanları ile kendisini ancak geçindirebilen, bu sebeple geleceğinde, ev kurma, evlenme ve ailesinin yardımcı olma gibi hayalleri erteliyorlar.  Denizcilerimizi yapacağı tek iş olarak gittiği yabancı ülkede gemiden kaçarak yeni bir yaşam için bilinmeze ve meçhule yönelen bunu kurtuluş olarak kabullenen üçüncü dünya mültecileri gibi çaresiz denizciler olarak düşünmek istemiyorum.

köle zihniyetli yetiştirilen ve ilerleme konusunda önündeki engelleri kolay aşamayan forsalar olarak görmek istemiyorum. Denizdeki rolü en alt kademede, iş bulmada en son sıralamada olan, tabii bu sebeplerden  kendini geliştiremeyen öz güveni erozyona uğramış denizciler  olarak kalmaktan öteye gidemeyen biçare denizciler olarak mesleklerine devam etmemeliler..

Bu anlayışı değiştirmek ve denizcilerimizin yolunu açmak için devlet büyüklerine düşen görev bellidir ülkemizin denizcilik sektöründeki istihdamı daima ucuza sağlamaya çalışan armatörlerin hatırına yapılamayan gerekli gelişmeler devletimizin şimdilik sorumluluğunu yüklendiği müsteşarlık seviyesindeki bürokratların yada ulaştırma bakanlığının sorumluluğundadır vebali vardır,  denizcilerimiz ve ülkemiz adına büyük kayıptır biz tecrübelerimizin ve yaşadıklarımızın hem bilgisi hem de sorumluluğu ile bunları dile getirdik.  Umulur ki söylemek istediklerimiz ve isteklerimiz haddi aşmayan uslupla bu işin sorumlularına ulaşmıştır biz bu sektörde olan eksikleri kendi anlayışımız ve konuşma tarzımızla dile getirdik anlaşılmak tek istek ve umudumuz, potansıyel olarak büyük değer ihtiva eden ve istihdama katkısının büyük olacağına inandığımız denizcilerimizin yolunu açalım. değerleri zaten yurt dışında belli bu değer yurt içindede haklı olduğu yere maddi olarak, kariyer olarak ve toplum içerisinde ki saygınlığı olarak iyi yerlere gelmesi çok zaman gerektirmez. işte o zaman YAT KAPTANLIĞI kursu veren okullarımızın yeni meslek yeni itibar ve iyi kazanç sloğanı yalandan ziyade gerçek olmak yolunda anlamını bulacaktır.

Yavuz Kaptan